Düşün Ve Gül

Ocak 20, 2019 0 Yazar: levni
24 Haz 2017

Orhan Gâzi,birgün gâzilerle otururken ,Rumeli’ye geçmek arzûsunda olduğunu söyledi ve huzûrunda bulunan Şehzâde Paşa babasının elini öpüp: –Bu gâzayı bana sipâriş eyle. diye ricâda bulundu.Bunun üzerine Orhan Gâzi memnun olarak bu meşakkatli işe Şehzâde Süleyman Paşa’yı vazifelendirdi. Süleyman Paşa hemen çalışmalara başladı.Bir gün Kapıdağı’na geldi.Gözleri karşıya dalmış,düşünürken yanında bulunan Yakûp Ece: –Şehzâdem!Ne düşünürsün? deyince,Süleyman Paşa: –Âyine-i deryâda feth ü zafer müşâhede eylerim(Denizin aynasında fetih ve zafer görüyorum).Fikrim budur ki deryâyı öte geçeyim ve Rumeli’de vilayet açıp diyâr-ı islâm eyleyeyim.Sizler bu husûsta nice tedbir edersiniz ki,dileğim yerini bula? der.Önce Yâkûp Ece ve Gâzi Fâzıl Beyler bir sal çatarlar.Geceleyin birkaç yiğit daha yanlarına alıp Gelibolu’nun Çimpe köyüne varırlar.Bir kişi bulup,Süleyman Paşa’ya götürürler.Süleyman Paşa ikramlarda bulunur,elbise ayakkabı,altın vs. verir.Bu ikrâmı ve iyiliği gören adam Süleyman Paşa’ya canu gönülden muhabbet eder: –Şehzâdem!Karşı yakaya geç.Sana ve emrindekilere kılavuzluk edeyim! der.Bunun üzerine derhal karşıya geçmek üzere birçok sal yapıldı.Her birine kırk cengâver yiğit bindi.Salın birine Süleyman Paşa,Birine Yakûp Ece ve Gâzi Fâzıl,öbürlerine de Gâzi Evrenos ve Hacı ilbey binerler.Bir karanlık gecede Allah’ın inayetiyle Rumeli yakasına geçerler. Kılavuz,gâzileri,gecenin zifiri karanlığında Çimpe Kalesi’ne götürdü.Kaledekiler eğlencede iken gizlice kaleye girdiler.Kaledekileri incitmediler.Bilakis ihsanda bulundular.Osmanlılar ilk Rumeli Futûhatına böyle muvaffak olmuşlardı. –Deryayı geçmişiz biz bir iki sâl ile Himmet-i merdân ile gaybdan irsâl ile Oldu bizim sâlımız taht-ı Süleymânımız, Gözlerimiz açmışız ahsen-i âmâl ile (Biz iki sal ile denize geçmişiz.Yiğitlerin,erenlerin himmeti ve manevi alemden gönderilen yardımla.Bizim salımız Süleyman Aleyhisselamın tahtı gibi oldu.Gözümüzü bir açtık ki en güzel bir iş yaptığımızı gördük.) Bu kıt’a mânevi yardım gördüklerini güzel bir şekilde dile getirmektedir. Osmanlı zamanında,Diyarbakır köylerinden bir delikanlıyı ailesi,okusun adam olsun niyetiyle İstanbul’a tahsile yollamış.Delikanlı,o zamanki adı Mekteb-i Kuzat olan Hukuk fakültesine girmiş ve oradan mezun olmuş.Köyüne dönecek ,tek vasıta var;at veya eşek. Bir eşek satın alıp yola koyulmuş.Günlerce yol aldıktan sonra ,bir gün,iyice yorulunca,bir ağacın gölgesine sığınmış.Birkaç saat uykudan sonra bakmış ki,hayvanı yok. Derken karşıdan çoban çıkagelmiş.Çobandan hayvanı soracak ama şu kadar tahsilden,terbiyeden sonra –Hemşerim,eşeğimi şu ağaca bağlamıştım.Ben uyurken yularını çözüp kaçmış,onu gördün mü? diye soramaz ya!Kendine yakışır bir dille başlamış anlatmağa : –Şu karşıda görünen enacir(incir) ağacının zil-i kebirine (büyük gölgeliğine) kayd-u bent eylediğim(bağladığım) dabbe(hayvan),nevmim galebe edip habê erdikte(uykuya dalınca) Cezm-i bağın çözüp hâl-i firarı irtikap eylemiştir(ipinden kurtulup kaçmıştır).Hangi bende azimet eylediğinin lütfen ihbarını(hangi tarafa gittiğini lütfen bildiriniz). Zavallı çoban hiç bir şey anlamamış,Arapça dua zannetmiş ve demiş ki: –Beyim Allah razı olsun.Duan çok iyidir.Başıma üfür demiş.

[Nov 30, 2014]