İBN-İ HALDUN

Ocak 21, 2019 0 Yazar: levni

Don Martindale (1982)’in de belirttiği gibi İbni Haldun’u basit bir Arap düşünürü ya da tarihçisi olarak görmek yanıltıcı bir başlangıca yol açabilir.Bu nedenle biraz daha gerilere giderek yaşadığı dönemi ve öncesini bilmek gerekir.Nitekim tarihe bakıldığında M.S. 711’de Arapların bugün İspanya olarak bilinen İber Yarımadası’na Cebeli Tarık Körfezi’ni geçerek geldikleri ve güneyde yaşayan Musevi ve Hıristiyanlara islamiyeti tanıtarak tarihte ”Endülüs Uygarlığı”(756-1031) olarak geçen uygarlığı kurdukları görülür.Ancak daha sonra İspanya Kraliçesi Kastilya’nın iktidara geldiği dönemde islam egemenliğine son verilerek önce 1492 yılında Museviler (Sefaradlar) daha sonra da Araplar ülkeden sürülürler(1610).Ntekim Museviler/Sefaradlar daha sonra Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmişler ve gemilerle İstanbul’a getirilmişlerdir.Bu nedenle halen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Museviler,geçmişteki cömert davranışı şükranla anmaktadırlar.Buna karşılık tekrar Afrika’ya dönen Müslümanlar çeşitli ülkelere dağılmışlardır.İşte Tunus’ta 1332 yılında doğan daha sonra İspanya’nın Sevile kentine gelerek burada uzun yıllar yaşayan İbni Haldun’u bu kültür zenginliği içinde değerlendirmek gerekmektedir. İbni haldun Endülüs Uygarlığı’nın son dönemlerinde daha 21 yaşında iken Arap Sultanı Abu Einan’ın güvenini kazanarak onun özel sekreteri olarak çalışırken kendisini çekemeyenlerin attıkları iftira yüzünden aynı sultan tarafından 2 yıl hapse mahkum olur.(1356-1358) Daha sonra sultanın ölümünden sonra Vezir İbni Ömer onun özgürlüğüne kavuşturarak görevini iade eder.Aslında onun yaşamının iki bölümü olduğu,birinde kamu bürokrasisinin hizmetkarı iken,diğerinde bilimsel çalışmalara kendini adamış bir kişilik olduğu söylenir.Ancak ilk dönemdeki devlet tecrübelerinin onun daha sonra geliştirdiği kuramlara katkısı olduğu inkar edilmez.İbni Haldun,İspanya’dan ayrıldıktan sonra Mısır’ın Kahire kentinde 1402’de hayatını kaybetmiştir.

  • 15 Haz 2015